woman-girl-having-school-problem 22 Ara 2023

BY: admin

Genel

Comments: Yorum yapılmamış

Bilinçli Ebeveynlik: Zarar Veren Tutumların Altında Yatan Nedenler

Ebeveynlik, bir çocuğun yaşamında temel bir rol oynar ve ebeveynlerin tutumları, çocuğun psikolojik ve duygusal gelişimini büyük ölçüde etkileyen karmaşık bir deneyimdir. Ancak, zaman zaman ebeveynler, çocukları üzerinde kontrolcü, eleştirici veya baskıcı bir tavır sergileyebilir. Bu yazıda, işgalci ebeveyn tutumlarının altında yatan nedenleri anlamaya çalışacağız. Dinamikleri anlamak sadece ebeveynlerin değil, tüm aile bireylerinin sağlığı açısından kritiktir.

Zarar veren ebeveyn tutumları çoğunlukla ebeveynin kendi çocukluk deneyimlerinden kaynaklanır. Duygusal yaralar bir süre sonra otomatik davranış kalıpları haline gelir. Örneğin, bir ebeveyn kendi ebeveynleri tarafından ihmal edilmişse, bu kişi çocuğuna aşırı koruyucu veya kontrolcü bir şekilde yaklaşabilir. Burada kendi çocukluğunu telafi etme söz konusu olmaktadır.

Diğer bir faktör ise toplumsal baskılardır; ebeveynler, toplumun beklentilerine karşı gelme korkusuyla çocuklarını kontrol etmeye çalışabilirler. Sosyal bir ortamda, çocuğun hareketli ve meraklı olduğu bir davranışı, dış çevreden ayıp, iyi yetişmemiş, şımarık ‘çocuk’ olarak değerlendirilebilir kaygısı, ebeveynin o çocuğa sergilediği tutumda etkilidir.

Ayrıca, stres ve duygusal zorluklar da ebeveynlerin işgalci tutumlarını tetikleyebilir. İş ve aile yaşamındaki zorluklar, ebeveynleri sabırsız, gergin ve duygusal olarak yorgun kılabilir. Bu durumda, çocuklarla iletişimde zorlanabilir ve olumsuz bir etki yaratabilir. Bireyin kendi iç huzuru ve psikolojik iyi oluş hali seçeceği tutumları belirleyen önemli faktördür.

Ebeveyn bir şeylerin ters gittiğini fark ediyor ancak değişim gösteremiyorsa, tutumlarının altında yatan nedenleri anlamak konusunda henüz farkındalık kazanmamış demektir. Ebeveynler ancak kendi geçmiş deneyimlerini ve duygusal zorluklarını tanıyarak, çocuklarına daha sağlıklı ve destekleyici bir ortam sunabilirler, değişebilirler.

Unutmamalıdır ki; Sağlıklı bir ebeveyn tutumu için sadece çocuğunuzu sevmek yeterli değildir. Ebeveynin kendi duygusal zorluklarıyla yüzleşmeleri ve içsel bir dönüşüm sürecine girmeleri önemlidir. Bilinçli ebeveynlik değeriyle bu sürece girenler, çocuklarına daha anlayışlı, destekleyici ve sağlıklı bir yaklaşım geliştirme fırsatı bulurlar.

Çektiğimiz acının en büyük kaynağı, kendimize söylediğimiz yalanlardır, der bir yazar. Bende ekliyor ve insanlar gerçek farkındalıklarına ulaşmadan yeterli ebeveyn olamayacaklardır diyorum.

Bilinçli ebeveynliğin içten doğduğunu anlamlandırabilmeniz dileği ile,

Farkındalıklı Bir Zihin, Bilinçli Ebeveynliğin İlk Anahtarıdır…

mid-shot-woman-therapist-taking- 18 Ara 2023

BY: admin

Genel

Comments: Yorum yapılmamış

Psikoterapi Yolculuğunda Kendini Keşfetmek: Neden Terapi Almalıyım?

Yaşamın zorlukları içinde, duygusal yükler ve ilişki karmaşalarıyla başa çıkmak kompleks bir hal alabilir. Psikoterapi, bu zorluklarla yüzleşmemize, içsel kaynaklarımızı keşfetmemize ve çözüm odaklı yaklaşımlar geliştirmemize yardımcı olur. Kendi iç dünyanızı keşfetmeye ve dönüşmeye hazırsanız bu sürecin nasıl geliştiğini yazımda bulacaksınız.

Psikoterapi, kendini daha derinlemesine anlama ve dönüşme sürecidir. Bu yolculuk, içsel dünyamızın keşfinde bize rehberlik eder. Kendini keşfetmek, duygusal haritamızı çıkarmak ve içsel potansiyelimizi ortaya çıkarmak anlamına gelir. Bu yolculuk, aynı zamanda kendi hikâyemizi anlamak, duygularımızı ifade etmek ve yaşamımıza anlam katmak için bir fırsattır. İnsanın ömrü hayatı boyunca çıktığı en anlamlı ve kazançlı yolculuktur. Bu yolculuğa çıkmak için Bilinçli Farkındalık gerekir önce. Psikoterapi, bilinçli farkındalıkla başlar. Kendi düşüncelerimizi, duygularımızı ve davranışlarımızı anlamak için içsel bir gözlem başlatırız. Gözlemimiz bize içsel sorgulamaları da beraberinde getirir. Artık insan için anlamlandırılması gereken bir yaşam vardır. Bu yaşam tektir, bir kez yaşanmaktadır. Değerlilik ve biriciklik söz konusu olduğunda yolculuk kaçınılmaz olur.

Köklerimizi Anlamak ve Geçmişle Yüzleşmek yolculuğun ilk uğradığı yerdir diyebiliriz. Kendini keşfetme süreci, geçmiş deneyimlerimizle yüzleşmeyi içerir. Şu anımıza geçmişten neler aktarıyoruz? Davranış kalıplarımızı nereden ve nasıl öğrendik gibi birçok soruya cevap bulmak isteriz. Bu arayışta bazı sorunları pekiştiren geçmiş yaşantılarımız da karşımıza çıkar. Psikoterapi, bu yaşantıları anlama ve bunlarla barışma ve olumsuz kalıpları fark etme fırsatı sunar. Geçmişin ışığında, şimdiyi ve geleceği anlamak daha kolay hale gelir.

Geçmiş köklerini anlayan bireyin psikoterapi yolculuğunda artık Güçlü Yanlarını Keşfetme süreci başlar. Psikoterapinin, güçlü yanlarımızı keşfetme ve kullanma yeteneğimizi artıran bir gücü vardır. Kendimizi daha iyi anladıkça, içsel kaynaklarımızı ve güçlü yanlarımızı yeterince far ettikçe zorlukların üstesinden gelmek için kendimizi daha motive olmuş buluruz. Kendimize güvenir, elimizden gelenin en iyisini yapmak için yolculuğa devam ederiz.

Dönüşüm süreci psikoterapiye başlamış bir bireyin kendi hızına göre ulaşacak ancak muhakkak geleceği bir noktadır. Bu noktada Kendimizi Yeniden İnşa Etmek başlar. Kendini keşfetmek elbette dönüşümle sonuçlanır. Psikoterapi sayesinde, olumlu değişimlerle dolu bir yeniden yapılanma sürecine gireriz. İçsel dengemizi bulur, ilişkilerimizi güçlendirir ve hayatımıza anlam katmayı öğrenmiş oluruz.

Yolculuğun sonu şuna çıkar ki; o da Özgürleşme ve Yeniden Yaşama Bağlanma’dır. Psikoterapi ile birlikte kendimizi kabul etmek, sevmek ve anlamak, yaşamımızı zenginleştirir ve daha anlamlı kılar. Unutmayın; Bir insan kendini kabul etme ve anlama kapasitesi kadar diğerleri ile ilişki kurabilir ve yaşamındaki sorunları çözebilir.

Gireceğiniz bu süreçte her adım, psikoterapi yolculuğunun bir parçasıdır ve bu yolculuk, içsel zenginlikleri keşfetmek için değerli bir araçtır. İçsel dünyamıza ışık tutan bir keşif yolculuğunda psikoterapinin rolünü yadsımak bireyi olumsuz kısır döngüler etrafında tutar.

Ruhsal sağlığınıza yansıyan ışıltıyı psikoterapide bulmanız dileği ile,

Farkındalıklı bakıştan, dönüşmüş bir hayata uzanacak sürecinizde gelin size destek olalım.

Courage man jump through the gap between hill ,Business concept 13 Ara 2023

BY: admin

Genel

Comments: Yorum yapılmamış

Değişimle Yüzleşmek: Psikolojik Direnç Cesarete Nasıl Dönüştürülür?

Günümüzde, değişim kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Hayatımızın farklı alanlarında; iş, ilişkiler, aile ve kişisel gelişim gibi birçok bağlamda değişimle yüzleşmemiz gerekiyor. Ancak, bu değişimlere karşı gösterdiğimiz ilk tepki genellikle psikolojik direnç olarak karşımıza çıkıyor. Peki, neden değişimle yüzleşmek bu kadar zor geliyor ve psikolojik direnç nasıl cesarete dönüşür? bir keşfe çıkalım. Girmekten korktuğunuz mağara belki de bir hazine barındırıyordur. Ne dersiniz?

Her ne kadar değişim, büyüme ve gelişme için bir fırsat sunsa da, psikolojik dirençle baş etmek genellikle zorlu bir süreçtir. Alıştığımız rutinleri terk etmek, belirsizlikle yüzleşmek ve bilinmeyenle tanışmak, doğal olarak endişe ve korkuları beraberinde getirir. Direncin en belirgin sebebi ‘Bildiğimiz cehennemi, bilmediğimiz cennete tercih etmenin’ bizi güvende hissettirmesidir. Bu tercihte kalmak, olumsuzlukları beraberinde getirse bile tanıdık bir yolda olmanın verdiği bilme hissi kişiyi sıkıca tutar.

Ancak, bu zorluklarla yüzleşmenin olumlu bir yanı vardır ki, oda içsel bir cesaretin ortaya çıkmasına olanak tanımaktır. Değişime giden yolda cesareti parlatmak yolunuza ışık olacaktır.

Cesaretin Kaynağı, ‘Değişime Adapte Olma Yeteneği’ ile ilişkili bir durum. Değişime karşı esnek olmak, öğrenmeye açık olmak ve yeni durumlara uyum sağlamak, içsel bir güç kaynağı olan cesareti ortaya çıkarır. Değişimle yüzleşmek, aslında kendi potansiyelimizi keşfetme ve geliştirme fırsatı sunar. Üzülme! Der, Mevlana; Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun, tek kanatla uçulmaz zaten. Korkuya rağmen değil, onunla birlikte gelecek bir değişimden bahseder bize…

Cesaretin Temel İlkeleri, ‘Kendine Güven ve Olumlu Düşünce’. Değişimle başa çıkma sürecinde bize rehberlik eden birer içsel pusuladır onlar. Karşılaştığımız zorluklara daha iyimser bir bakış açısıyla yaklaşmamıza yardımcı olur. İçsel güç ve cesaret, bu temel ilkelerin birleşiminde yükselir. Mevlana’nın öğretisinden devam etmek isterim; Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin? Der. Olumlu bakış açısının nadide örneğidir, değişim ve cesaret üzerine…

Ve son olarak; ‘Değişimle Barışmak’, psikolojik direnci cesarete dönüştüreceğiniz aşamadır. Değişimle dost olmak, sürecin bir parçası olarak kabul etmek ve içsel gücümüzü kullanarak ilerlemek, hayatımıza yeni bir perspektif katmamızı sağlar. Cesaret, değişimin kapısını açar ve bizi yeni deneyimlere, fırsatlara ve büyümeye yönlendirir. Üstadın son satırları ile tamamlayalım; Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz. Yüzük olmayı dileyen taş, ezilmeyi, yontulmayı göze almalıdır…

İçsel cesaretinizin, sizi daha güçlü kılacak adımlara götürmesi dileği ile..

Ruhunuza İyi Gelen Değişimle Bizimle Tanışın…

Young beautiful woman standing in the flower field enjoyment. 11 Ara 2023

BY: admin

Genel

Comments: Yorum yapılmamış

Kendine Yolculuk: Öz saygı ve Özdeğeri Artırmak İçin Pratik Yollar

Özdeğer duygusu psikolojimizin, tabiri caizse merkez üssüdür; psikolojik kaynaklar oradan beslenir fakat özdeğer hasarlı olduğunda bazı sorunlar da aynı şekilde oradan gücünü alır’
Peki, kaynaklarımızı beslemek ve geliştirmek her yaşta mümkün müdür sorusu da akıllara geliyordur şüphesiz. Elbette mümkün! “Kendine Yolculuk” adını verdiğim bu yazıda, öz saygı ve özdeğeri artırmak için pratik yolları gelin birlikte keşfedelim.

Öncelikle, size nesneler dünyasıyla ilişkinizi tarafsız olarak gözlemlemenizi ve özellikle de ‘benim’ kelimesiyle tanımladığınız nesneleri incelemenizi öneririm. Örneğin, özdeğer duygunuzun sahip olduğunuz nesnelere bağlı olup olmadığını bulmak için dürüstçe kendinizi inceleyin. Belli nesneler size bir üstünlük ya da önem duygusu veriyor mu? Onları çıkarttığınızda kendinizde neler kalıyor? Tahmin ediyorum ki birçok düşüncelere dalmış olmalısınız şuan…

Siz bu düşüncelere odaklanırken işte özdeğeri oluşturmanın ilk adımını yapmış olacaksınız ki buna ‘Bilinçli Farkındalık’ diyoruz. Evet, kendi iç dünyanıza duyarsızlaşmadan, bilinçli bir şekilde odaklanmaktan ve kendinize dürüst bir şekilde bakmaktan bahsediyorum. Bu dürüst bakış size sadece farkındalık getirmeyip aynı zamanda zayıf yanlarınızı görmenize, üzerinde çalışılması gereken alanları belirlememize yardımcı olacaktır. Unutmayın ki; Her yolculuk farkındalık ile başlar.

Özsaygıyı geliştiren bir diğer alternatifiniz ‘Olumlu Kendi Kendine Konuşma’ deneyimleri yapmaktır. İçsel eleştirilerin yerine, olumlu ifadeler kullanarak kendi iç sesinizi güçlendirebilirsiniz. Örneğin; hedeflediğiniz bir işte kendinizi ‘başarısızım’ etiketiyle baltalamak yerine, henüz başaramadım ama çaba gösteriyorum iç konuşmasıyla, deneyimlerinize öğrenme fırsatı olarak bakabilir, özdeğerinizi artırabilirsiniz. Zor değil deneyin…

‘Küçük Adımlarla Büyük Değişim’ göstermekte mümkündür. Öz saygı ve özdeğeri artırmak, büyük bir çaba gerektirmez. Küçük hedeflere odaklanmak ve bu hedeflere ulaştıkça kendinize duyduğunuz güveni görmek, motivasyonunuzu artıracaktır. Bunun için kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Bugün ne yapmış olsaydım kendimle kurduğum ilişki bana pozitif duygulanım sağlardı? Bakın cevaplamaya başladınız bile…
‘İlgi Alanlarına Yatırım Yapmak’ yeteneklerinizi keşfetmek özdeğerin bir başka koruyucusudur. Kendinize değer verdiğinizde, ilgi alanlarınıza daha fazla zaman ayırmaya başlarsınız. Aynı durum tersi içinde doğrudur. Bu, sadece kendinizi geliştirmenize değil, aynı zamanda ruhsal sağlığınızı da desteklemenize yardımcı olur.

Son olarak ‘Destek Sistemini Güçlendirmek’ sağlıklı sosyal bağlar kurmak, duygusal olarak desteklenmek size olumlu bir çevre oluştururken öz saygınızı pekiştirir. Aile, arkadaşlar veya profesyonel destek, kendine yolculukta önemli bir rol oynamaktadır.

Kendine saygı ve özdeğer, yaşamın karmaşıklığı içinde bir rehber gibidir. Bu “Kendine Yolculuk”ta, kendi içimize dönerek, pratik adımlarla bu önemli değerleri nasıl güçlendirebileceğimizi keşfetmek, daha tatmin edici ve anlamlı bir yaşamın kapılarını aralayabilir. Açtığınız her kapının özdeğerinizi ve öz saygınızı yükseltmesi dileği ile,

İçsel Potansiyelinizi Geliştirin, Hayatınızı Dönüştürün!

Business people using internet 11 Ara 2023

BY: admin

Genel

Comments: Yorum yapılmamış

Sanal Gerçeklikte Kaybolmak: Sosyal Medyanın Psikolojik Etkileri Nelerdir?

Sosyal medya, günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ancak bu dijital dünya, sadece fotoğraf ve paylaşımların ötesine geçiyor. Sanal gerçeklikte kaybolmak, zaman içinde pek çok kişinin deneyimlediği bir durum. Peki, bu dijital labirentte kaybolmanın psikolojik etkileri nelerdir birlikte inceleyelim.

İlk bakışta, sosyal medyanın insanları birbirine bağladığı ve bilgi alışverişi sağladığı bir platform olarak düşünebiliriz. Ancak, bu platformlar aynı zamanda bir kişinin kendisini diğerleriyle kıyaslaması, beğeniler ve takipçi sayıları üzerinden değerlendirilmesi gibi yeni psikolojik dinamikleri de beraberinde getiriyor. Açık bir gözlemle ifade edebiliriz ki; insanlarda sosyal medyanın yarattığı mükemmel dünya algısı var. Beğeni sayıları, takipçi sayıları ve paylaşılan görüntüler, birçok kişiyi kendi gerçekliklerini sorgulamaya itiyor. Bu değerlendirme eğilimi; özgüveni ve özsaygıyı sarsarken kişinin benliğine dair yetersizlik inancını da artırıyor.

Sosyal medyanın bir diğer etkisi insanları sıkça bir “filtreleme” eğilimine itmesi. Gerçek hayatın karmaşıklığından uzaklaşıp sadece en iyi anları paylaşma çabası, insanların diğerleriyle kendilerini daha sık karşılaştırmaları; zamanla kendilerine yönelik bir memnuniyetsizlik hissi oluşturmasına neden olabilir. Sürekli olarak mükemmeliyetçi standartlara uymaya çalışmak; bireylerde kaygı, düşük güven ve depresyon gibi psikolojik sorunlara yol açabilir. Bilinmelidir ki; sanal dünya, genellikle gerçek hayatın yansıması değil, daha çok idealize edilmiş bir versiyonudur.

Ayrıca, sosyal medya üzerinden yürütülen ilişkilerin gerçek hayat ilişkilerinden farklı bir dinamik taşıdığı da unutulmamalıdır. Sanal ortamda, iletişim daha sık ve anlık olabilir, ancak bu, gerçek bağlantının yerini alamaz. Yüz yüze iletişimde hissedilen sıcaklık ve duygusal bağ gibi ilişkiyi canlı ve samimi kılan birçok faktör sanal dünyada eksik kalır.

Ancak, bu etkilerle başa çıkma ve daha sağlıklı bir denge kurma şansına da sahibiz. Yetişkiniz! Bilinçli bir şekilde sosyal medya kullanımını düzenlemek, gerçek hayat bağlantılarına daha fazla odaklanmak ve kendi değerlerimizi sanal dünyadan bağımsız olarak belirlemek, zihinsel sağlığımızı korumak adına önemli adımlardır.

Sanal dünyanın hızında kaybolursanız içinizde olup bitenleri özümseyecek ve onu kendi duyarlılığınızın bir parçası kılacak kadar vaktiniz olmaz. Gerçek yaşamın güzellikleri, dengede kalmakla, yavaşlamakla ve göz atmanın yerine bakmak, bakmanın ötesinde görmekle hissediliyor. Dijital dünyanın prangalarından sıyrılıp yaşamın anlamını ve gerçekliğini içinizde hissetmeniz dileği ile..

Bilinçli Yaşam, İçsel Zenginliğin Anahtarıdır…

Photo of hesitant unshaven male clasps hands with hesitation, has clueless expression, doubts what to do, dressed in checkered shirt, stands against white background. People and confusement concept 24 Kas 2023

BY: admin

Genel

Comments: Yorum yapılmamış

Kaygıyla İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar Nelerdir?

Ruh sağlığı sorunları, toplumumuzda giderek daha fazla önem kazanıyor. Ancak kaygı gibi yaygın bir konu ilgili olarak mevcut bir dizi yanlış anlama ve etiketleme mevcut. Kaygıya dair oluşmuş yanlış inançların yanı sıra kaygı yaşayan kaygıyla mücadele eden bireylere yönelikte yaygın yanlış inançlar dizisi karşımıza çıkmakta.
Bu yazımda; kaygının toplumda nasıl algılandığını ve yanlış algılara yönelik daha sağlıklı bir perspektif geliştirmeyi amaç edinmiş keşif yolculuğuna gelin birlikte çıkalım.

Kaygı Nedir?
Olasılıklar yani önümüzde uzanan ama henüz kat etmediğimiz ya da deneyimlemediğimiz için ne olduğunu bilemediğimiz yollar kaygı içerir. İnsan, doğası gereği geleceği bilemez, hayatta zorlanmalar ve sıkıntılar yaşar. Böyle bir yaşamda kaygı duymak kaçınılmaz bir durumdur. Aynı diğer duyguların yaşanmasının kaçınılmaz olduğu gibi. Sağlıklı kaygı bilinenin aksine tamamen olumsuzlukları beraberinde getiren bir duygu durumu değildir. Sağlıklı kaygının, insanın varlığını sürdürebilmesi için, tehlikelere karşı pozisyon alma açısından önemli bir işlevi olduğunu söylemek burada yerinde olacaktır. Bir farklı tanımla organizmanın yaptığı her şey yaşamı sürdürme çabasının farklı biçimleri ise kaygı da bu biçimlerden sadece biridir.

İnsan Neden Kaygılanır?
Kaygıya neden olan şey aslında kişisel anlamlardır. Korkulan şey herkes için aynı tehdidi oluşturabilir, fakat kaygıyı bireylerin kişisel düşünceleri ortaya çıkarır. Bir öğrencinin yaşadığı sınav kaygısını düşünelim. Sınava girmeden daha günler önce başlayan olumsuz duygu durumları, beden belirtilerini sınav anı bittikten sonraya kadar uzanan bir süreçte yaşadığına şahit oluyoruz. Aynı sınava, aynı yaş grubundan bir çok kişi girmesine rağmen, tüm adayların bu belirtileri göstermediğini de fark ediyoruz. Burada sınav başlı başına bir kaygı durumu değildir, sınavla ilgili kişinin zihinde oluşmuş anlamlar, düşünceler kaygı oluşturur, desem ne düşünürsünüz? Düşünce sistemimiz ve olayları nasıl algıladığımız duygularımızı etkileyen, çevreleyen parçalardır. Dolayısıyla kaygı dışardan gelmez, kaygı çoğu zaman insanın kendisidir. Bilişsel Davranışçı Terapiler veya danışana uygun sunulmuş uygun psikoterapi yöntemleri ile bu inanışların değişmesi, yerine yeni, sağlıklı ve işlevsel inançların oluşturulması mümkündür. Özellikle nevrotik kaygılar yaşayan kişiler için psikoterapi eşsiz bir keşif yolculuğu ve dönüşüm getirmektedir.

Kaygı ile Mücadele Eden Bireylere Yönelik Yaygın Yanlış İnançlar Nelerdir?
Kaygıya dair yanlış inançları ele almak, toplumda kaygı hakkında daha doğru bir anlayış geliştirmek ve kaygı ile mücadele eden bireylere destek sağlamak açısından önemli bir adım olacağına inanıyorum. İşte bunlardan bir kaçı…

1. “Sadece Zayıf İnsanlar Kaygı Yaşar”: Kaygı bozukluğu olan bireylerin güçlü olmamakla suçlanmasına neden olan bu yaygın yanlış inanç, bireylerde güçlü olmalıyım baskılanmasıyla daha kompleks duygu durumlarına sebep olmaktadır.
2. “Sadece Büyük Sorunlar Kaygı Yaratır”: Küçük problemler veya günlük endişelerin de kaygıya neden olabileceğini anlamamak kişide yanlış mı yapıyorum inancını arttırmaktadır.
3. “Sadece Zihinsel Bir Sorun, Fiziksel Etkisi Yok”: Kaygının sadece zihinsel bir durum olup, fiziksel sağlık üzerinde herhangi bir etkisi olmadığına dair yanlış inançlar. Kaygı beden belirtilerini beraberinde getirir.
4. “Bunu Atlatabilirsin, Yeterince Çabalarsan Geçer”: Nevrotik Kaygıların sadece kişinin iradesi ve çabasıyla geçebileceğine dair yanlış bir beklentidir.
5. “Yalnızca İçe dönük Kişiler Kaygı Yaşar”: Dışa dönük bireylerin de kaygı yaşayabileceği gerçeğini göz ardı eden bu yanlış inanç. Kaygıyı her birey yaşamaktadır.
6. “Kişiye Sadece Sosyal Durumlar Kaygı Yaratır”: Kaygının sadece sosyal durumlardan kaynaklanan bir sorun olduğuna dair yanlış inanç. Kaygı her durumda gelişebilir.
7. “Nevrotik Kaygılar Geçici Bir Durumdur”: Kaygı bozukluğunun kronik bir durum olabileceği gerçeğini göz ardı eden bu yanlış inanç gecikmiş tedavi ile bireyin yaşadığı psikolojik tahribatı artırmaktadır.
8. “Yardım İstemek Zayıflık Belirtisidir”: Profesyonel yardım almanın, zayıflık değil, aksine güçlülük ve sağlıklı bir adım olduğuna dair farkındalıklar, bireyin daha mutlu yaşamasına adım atma cesaretini yükseltmektedir.
9. “Sadece Dikkat Çekiyorsun!”: Kaygı yaşayan bireylerin dikkat çekme veya dramatize etme amacıyla bu durumu yaşadığına dair yanlış inançların baskılamış olduğu bireyler, kaygıyı anlamlandırmak ve sağlıklı hale getirmek konusunda çok daha zorlanmaktadır.
10. ” Sadece Trajik Olaylar Kaygı Yaratır”: Günlük stres, travma sonrası stres bozukluğu olmadığı sürece kaygıya neden olmaz düşüncesi insanın sağlıklı yaşama hakkına vurulmuş bir baltadır. Her yaşam tek, her insan biriciktir.

Bu alt başlıklar, kaygıyla mücadele eden bireylere yönelik yaygın yanlış inançları ele alarak, bu inançların gerçeklikle uyumsuz olduğunu ve bu tür yanlış anlamaların bireylerin kaygıyla baş etmelerini zorlaştırabileceğini vurgulamak için sunulmuştur.

Gerçekleri Aydınlatarak Huzurlu Bir Yaşama Adım Atın,
İçsel huzurunuzu bulmak ve daha sağlıklı bir yaşam için bize katılın…

close-up-person-suffering-from-a 21 Kas 2023

BY: admin

Genel

Comments: Yorum yapılmamış

Kış Depresyonu Nedir?

Kış Depresyonu Nedir?

Kış depresyonu, mevsimsel duygu durum bozukluğu olarak da bilinmekte olup genellikle sonbaharın sonlarından başlayıp kış ayları boyunca belli sürelerde yoğunlaşan ilkbahar başlangıcına kadar devam eden duygu durum halidir. Bu durum, genellikle ışık eksikliği ve mevsimsel değişikliklere bağlı depresyon semptomlarını da beraberinde getirir. Işığın azalması, beyinde serotonin (mutluluk hormonu) ve melatonin (uyku düzenini düzenleyen hormon) hormonlarının dengeli çalışmasını etkilemekte hormonel değişiklik ile de bireyin ruh sağlığı olumsuz değişim göstermektedir.

Kış Depresyonunda Olduğunu İşaret Eden Belirtiler:

1. Enerji Kaybı ve Halsizlik: Gün içinde sürekli yorgun hissetme, enerji kaybı yaşama.
2. Uyku Sorunları: Uykusuzluk veya aşırı uyku halinin süreklilik göstermesi.
3. Ağırlık değişimleri: İştahın artması veya gelişmesi sonucu kilonun değişmesi.
4. Dikkat ve Konsantrasyon Sorunları: Zihinsel odaklanmada zorluk yaşama, kararsızlık.
5. Sosyal İzolasyon: İnsanlarla iletişimde azalma, sosyal etkinliklere katılmaktan kaçınma.
6. Depresif Duygular: Genel bir hüzün, umutsuzluk ve keyif kaybı.
7. Mevsimsel Mizaç değişiklikleri: Özellikle kış aylarında olumlu duygu durumunun belirgin bir şekilde azalması belirtiler arasındadır.

Kış Depresyonunu Normal Depresyondan Ayıran Durumlar:

Kış depresyonunun ismiyle ifade edildiği gibi, sonbahar ve kış aylarında depresif semptomları diğer aylara nazaran daha yoğun hissedilmesi ayırt edici durumlardan biridir. Klasik depresyon belirtilerinden; uyku sorunları, aşırı kilo alımı, iştahın artması ve sürekli enerji kaybı ile yorgunluk hissinin artması, kış depresyonunda yine daha yoğun gözlenmektedir. Bu belirtiler sürekli belirli mevsimlerde ortaya çıkmakta, mevsim değişince belirtiler hafiflemekte veya tamamen kaybolmaktadır.

Kış Depresyonuna Dikkat!

Mevsimsel duygu durum değişikliğini fark etmek için kişinin kendi duygusal ve davranışsal değişikliklerini özellikle sonbahar ve kış aylarında bilinçli farkındalıkla gözlemlemesi gerekir. Eğer karakteristik değişimler kış aylarında belirgin bir şekilde ortaya çıkıyorsa ve özellikle mevsimsel bir desen gösteriyorsa, kış depresyonu olabilir. Ayrıca fark edilen bu döngüsel belirtilerin bireyin mevcutta başka bir rahatsızlığa bağlı olmadan yorumlanması bir diğer ölçüt olmalıdır.

Kış Depresyonu ile Nasıl Başa Çıkılır, Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

1. Güneş Işığına Maruz Kalmak: Gün ışığı alımını artırmak için her gün dışarı çıkmak mümkün. Özellikle sabah saatlerinde güneş ışınlarına maruz kalmak, biyolojik olarak organize edilebilir.
2. Fiziksel Aktivite yapmak: Düzenli egzersizler, serotonin ve endorfin salgılanmasını artırarak duygu durumunuzu iyileştirmekte enerji seviyenizi yükseltmektedir.
3. Dengeli Beslenmek: Sağlıklı ve düzenli bir beslenme, enerji seviyenizi korumanıza yardımcı olabilir. Omega-3 yağ asitleri içeren sağlıklı besinlerin özellikle bu aylarda tüketilmesi önemlidir. Ayrıca yorgunluk hissini azaltıcı enerji sağlayan takviye edici ürünler doktor önerisi ile kullanılabilir.
4. Işık Terapisi(Fototerapi) almak: Özellikle karanlık günlerde ışık terapisi almak, doğal güneş ışığının eksikliğini gidermek için faydalı olabilir.
5. Sosyal Bağlantıları Sürdürmek: Ailenizle, dostlarınızla veya destek gruplarıyla düzenli olarak iletişimde kalmak, sosyal izolasyondan kaçınmanıza yardımcı olabilir.
6. Rutin Oluşturun: Günlük bir rutin oluşturmak, gün içinde daha fazla yapılandırma sağlayabilir.
7. Profesyonel Yardım Almak: Yaşam kalitenizi ve günlük rutinlerinizi etkilemesi durumunda, bir ruh sağlığı uzmanından terapi ve tedavileri ile ilgili yardım almak baş etme becerilerini artırmaktadır.

Kış depresyonuyla baş etmek, kişiselleştirilmiş bir tedavi gerektirebilir ve profesyonel destek almak yaşamın her saniyesinin kıymetli olduğu gerçeği etrafında her birey için önemli bir değerdir. Kişinin kendine ve duygusal sağlığına dikkat etmesi, bu duygu durum bozukluğunun daha iyi yönetilmesine yardımcı olmaktadır.

Kış Depresyonu: Soğuk Mevsimlerde Ruhsal Sağlığı Koruma Rehberi.

Yeniden Keşfedin, Yeniden İnşa Edin!
Bizimle iletişime geçin ve olumlu bir değişiklik yapmak için ilk adımı atın.